Baba topraklarına dönemeden öldüler

ssss

‘Ocakta yemeğimizi bırakıp kaçtık.’

‘Kaçmaya başladığımız an soframızda daha yemeklerimiz bile sıcaktı.’

‘Üzerimize giyecek bulamayınca, yatak çarşaflarına sarılıp kaçtık.’

‘Takunyalarla 3 gün boyunca yürüdük.’

‘Gemide ölen kardeşimi annem denize atmak zorunda kaldı.’

‘Biz kaçtık, ama ağabeyim geride kaldı.’

‘Nasılsa döneriz bir gün diye düşünüyorduk.’

‘Topladığımız cevizleri bahçede bırakıp kaçtık.’

’13 köy, bir gemiye doldurulmuştuk.’

Eğer sizin de ailenizde ya da çevrenizde mübadele yıllarını yaşamış büyükleriniz varsa, bu tarz acı hikayeleri sık sık duyuyorsunuzdur. Benim anne tarafım da baba tarafım da Yunanistan göçmeni. 1 Mayıs 1923 tarihinden itibaren mübadele ile evlerinden, topraklarından olanlardanız yani. Lozan Ahali Mübadelesi Sözleşmesi’nin o dönem darmadağın ettiği hikayelerden bizde de çok var.

HAYDE BRE: SAMYOTİSA

30 Ocak 1923’de imzalanmasının ardından Türkiye’deki Rum Ortodoksları ile Yunanistan’daki Müslümanların zorunlu nüfus değişimi hakkında Al Jazeera’de bir belgesel yayımlandı. İzlemek isteyenler için: https://www.aljazeera.com/programmes/aljazeeraworld/2018/02/great-population-exchange-turkey-greece-180220111122516.html

Işıl Öcal tarafından hazırlanan belgeseli izlerken gözyaşlarımı zor tuttum. Canlarını kurtarmak için evlerini terk edenlerin yaşadıkları tüm acılara rağmen hala evlerini son bir kez de olsa görmek istemelerini anlatacak kelime bulamıyorum. Dedem 93 yaşında hayatını kaybetmişti. Özellikle son günlerinde sürekli Selanik’teki evlerini, bahçelerini, ağaçlarını sayıklardı. Hiç unutamam o günleri. Gözyaşlarını tutamazdı koskoca adam, hıçkıra hıçkıra ağlardı. Ben tüm yaşlıların hep böyle ağladığını zannederdim, ama babam “Çocukluğunu hatırlıyor herhalde. Eski acıları geliyor aklına belli ki” der ve o da ağlamaya başlardı. Belgeseli izledikten sonra mübadeleye dair yazmak istedim.

Şimdilerde yine Ankara – Atina hattı gergin. Ama iki ülke halklarının siyasi gerginliklerden çok etkilenmediğini rahatlıkla söyleyebilirim. Ocak 1996’da yaşanan Kardak krizinden 3 yıl sonra lise öğrencisiyken Yunanistan’a gitmiştik. Halk oyunları ekibiyle Avrupa turundaydık. Rotamızda Selanik ve Atina da vardı. Yunanistan’da kaldığımız süre içerisinde çeşitli etkinliklere davet edildik. Hep birlikte yemekler yedik, tabi ki sonrasında uzun uzun folklor oynadık. O zaman gözlerime inanamamıştım. Yaşlı Yunan büyükleri, bizimle aynı ritmi tutuyordu. Biz Silivri yöresi oynuyorduk. 9/8’lik karşılama yani.

Onlar da hem melodileri hem de ayak-el figürlerini bire bir bizimki gibi biliyordu. Sadece oyunların ve müziklerin ortaya çıkışları konusunda anlaşamamıştık. Onlara göre Yunan erkeği Türk kızına aşık olduktan sonra Samyotisa yazılmıştı. Biz tam tersini söylüyorduk: “Hayır, yanlış biliyorsunuz, Türk erkeği Yunan kızına aşık olduktan sonra Samyotisa yani Denizden Gelen oyunu doğdu.”  Karşılıklı kahkahaların ardından yaşlı bir Yunan amcanın “Hayde bre” diye narası ile Aman Bre Deryalar eşliğinde oynamaya devam etmiştik.

TÜH NAZAR DEĞMESİN

Geçtiğimiz yaz ise ailemle birlikte Thassos’a gittik. Adaya vardığımız ilk gece rastgele girdiğimiz bir restoranda akşam yemeği yedik. Ben küçük oğlumu restoran içerisinde gezdirmeye başladım. Kucağımda bebeği seven Yunan teyze, bir anda ağzıyla ‘tüh’ diye bizimkine doğru ufak bir tükürük savurdu. Bir ‘Maşallah’ demedi yani. Bir kez daha kültürel benzerliğin şaşkınlığını yaşadım.

Kaldığımız otelin yakınındaki markette 80’lerinde olan farklı bir teyze duruyordu. Daha ilk karşılaşmamızda Türk olduğumu anladı. İngilizce bilen teyze ile sabah sohbetine başladık hemen. Dedelerinin Adanalı olduğunu söyledi. “Sen hiç gittin mi Adana’ya?” diye sordum. Gözleri doldu “Hayır” cevabını verirken, hemen ekledi “Baba topraklarına dönemeden öleceğiz.”. Kısaca Adana’yı anlattım. Ben “Çok sıcak, kebabı meşhur falan” derken artık yaşla dolan gözlerini tutmuyordu. Sarılıp beyaz saçlarına bir öpücük kondururken “Biliyor musun? Benim de dedem Selanikliydi” dedim ve dedemin son günlerinde Selanik’teki evlerinden bahsedip durduğunu söyledim. Kollarını uzatarak tüylerinin diken diken olduğunu gösteren bakkal teyze ile birlikte sabah sabah birazcık ağlaştık.

Ama ikimiz de bir anda karamsarlıktan çıkmayı başardık. Ne de olsa ruhlarımız aynı. 9/8’siz  yani. Herhangi bir Trakyalı’nın en sıradan özelliğidir. Hemen ağlar, ama ilk fırsatta gülmeye-oynamaya başlar. Bakkal teyzenin yaşanan acılara dair sözleri için de her şeyin özeti diyebilirim: “Yunan – Türk dost. Problem Amerika. Tek bildikleri bomba, bomba, bomba. Suriye’de olanlara bak. Onları da mahvettiler…”

Aslında bu konu hakkında yazılacak daha çok hikaye var. Henüz 6 yaşındayken gözleri önünde tüm ailesi katledilen bir tanıdığımın yaşadıkları gibi. Babası son anda sazlıklara saklamış. Yanlış anlamayın film değil. Yaşanmış hikaye. Babasının ağzına tutuşturduğu bir saz parçası ile suyun altında nefes alarak kurtulmuş. Sazlıktan çıktığında gördüğü tek şey kan olan kişi, ardından tek başına hayata tutunmayı başardı.

(@selcukerennn)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s