Ölümün bile ayıramadığı çiftler

arry ve Mavis Stevenson

VAKA 1: Harry ve Mavis Stevenson çifti, bakımevinde yaşıyorlardı. 88 yaşındaki bayan Mavis eşinden bir yaş küçüktü. Sağlığı bir süredir iyi değildi. Eşi ise bir genç gibi dinçti. Geçtiğimiz 15 Kasım’da yine el ele uyudular. Kahvaltılarını yapıp yeni güne başladılar. Ama Mavis’in durumu ağırlaştı ilerleyen saatlerde. Çok dayanamadı yorgun vücudu. Gözlerini sonsuzluğa kapadı. O ana kadar sapasağlam olan Harry’e bir haller oldu.  65 yıllık eşinin ölümüne çok dayanamadı. Sadece 10 dakika sonra o da hayatını kaybetti.

It’s a love story that may remind you of a Hollywood movie, but it's real, and it’s the life of a Bakersfield man and woman whose love for each other was on display until the day they died. “It’s absolutely beautiful, and the story is beautiful,” said Melissa Sloan of Bakersfield. It’s a love story about as real as they come. “All Don wanted was to be with his beautiful wife. He adored my grandmother, loved her to the end of the Earth,” she said. But to know how this love story ends, you have to go to the beginning when fate brought Don and Maxine Simpson together. Don was born in North Dakota and studied Civil Engineering, a career path that would eventually land him in Bakersfield and closer to the future love of his life, Maxine. The couple met in a bowling alley, and married a few years later.

VAKA 2: Don ve Maxine Simpson çiftinin yatakları yan yanaydı. El ele tutuşacak kadar yakındılar birbirlerine. İkisi de hastaydı. Tedavi görüyorlardı. Maxine, 6 Ağustos 2014’te hayatını kaybetti. Don, ölüm anında bile 62 yıllık eşinin elini bırakmadı. Zaten onsuzluğa çok dayanamadı. 4 saat sonra o da öldü.

Bernard Jordan

VAKA 3: Bernard Jordan 90 yaşındaydı. Kaldığı huzurevinden sık sık kaçmasıyla ün salmıştı. Özellikle ülkesinin önemli günlerinde törenlere katılmak için terk ediyordu huzurevini. Oldukça sağlıklıydı. Ama bu ayın başında 50 yıllık eşi Irene hayatını kaydetti. Yaramaz dede Bernard da eşinin ardından 1 hafta dayanabildi yalnızlığa.

“Hastalıkta ve sağlıkta, iyi günde ve kötü günde… Ölüm bizi ayırana kadar” denir evlilik yeminlerinde. Anlattığımız 3 vaka ölümün bile ayıramadığı bazı çiftlere örnekti. “Ölümün bile ayıramadığı yaşlı çiftler” hikayeleri sık sık haberlere yansır. Peki eşlerin peşi sıra ölmesi bir tesadüf mü? Yoksa arkasında gerçekten bilimsel bir gerçeklik var mı? Veya gazetecilerin “çok okunan haber” kontenjanından şişirilen sıradan olaylar mı? Ya da eşlerinden daha uzun yaşayanlar birbirlerini gerçekten sevmiyorlar mı?

giriş

KALP KIRIKLIĞI SENDROMU

Sıra sıra başlayalım cevaplara. Evet, gazeteciler böyle duygusal hikayeleri sever. Hüzünlü haber çok okunur çünkü. Ama cımbızla aranmaz böyle olaylar. Herhangi bir şişirme de olmaz. Hikaye neyse o yansıtılır. Yani özel olarak bir çaba sarf edilmez yazı işlerinde.  Diğer taraftan milyonlarca kişi eşlerinden daha uzun yaşıyor. Uzmanlara göre bir kişinin hayat arkadaşının ölümünden sonra yaşamına devam etmesinde sıra dışı bir durum yok. Bu eşini “sevmediği” anlamına gelmiyor. Sadece eşlerini kaybedenlerin içinde bulunduğu şartlarla kendi içinde bulunduğu şartların farklı olmasıyla ilgili bir durum bu.

Gelelim tesadüf kısmına. Bu sorunun cevabı çok basit: Bir kişinin eşinin ardından ölmesi kesinlikle tesadüf değil.  Geriye bilimsel gerçeklik kısmı kalıyor. Uzmanlara göre kalp kırıklığı gerçekten ölümcül olabilir. Yazının girişinde verdiğimiz 3 örneğin de buna bağlı ölümler olduğu düşünülüyor. Bilim dünyasında bu gibi vakalara artık “kalp kırıklığı sendromu” deniliyor. Kişinin eşinden ayrılması sonucu ya da çok sevdiği birini kaybetmesiyle ortaya çıkıyor.  Eşin ölümünün ardından gözlemlenen ruhsal bunalım ve çöküntüye bir de stres ekleniyor. Stresin sayısız fiziksel rahatsızlığa neden olduğu biliniyor. Uzmanlar aniden oluşan yüksek stresin, kalbe çok ciddi zararlar verdiğini söylüyor. Maalesef bazı durumlarda ölüm kaçınılmaz son oluyor.  Tüm bunların dışında kahramanlarımızın çok yaşlı olması ve eşleriyle çok uzun süre evli kalmış olmaları da peş peşe ölüm riskini katlıyor. Uzmanlar genç birisinin eşini kaybettiğinde ardından ölmemesini bu duruma bağlıyor. Yani vücudunun dinamik olması nedeniyle karşılaştığı derin üzüntü ve kederle bir yaşlıya göre daha kolay baş ediyor.

kuğu

HAYVANLARDA DA VAR

Artık Cambridge’ten Harvard Üniversitesi uzmanlarına kadar birçok bilim insanı kalp krizi sendromunun ölümcül olduğuna dair araştırmalara imza atmış durumda. Aslında tıp dünyası uzun yılar boyunca psikoloji ile fizyoloji arasında sıkı bir bağ olduğu konusuna çok fazla önem vermedi. Duyguların kalbini durdurabileceği düşüncesi küçümsendi. Damar tıkanıklığı, parçalanan atardamarlar veya kan pıhtıları gibi faktörlere odaklanılmıştı.  “Stres kaynaklı kalp kasları hastalığı” teşhisi ilk olarak 2005 yılında tıp literatürüne girdi. Bu tarihten çok daha önce ise veterinerler, hayvanların stresten kaynaklı olarak kalp hastalıklarından öldüklerini tespit etmişti.

BBC’deki bir habere göre bu konu hakkında 1974 yılında Nature dergisinde bir makale bile yayımlanmıştı. Veterinerler daha o dönemlerde konuyu tartışmaya başlamıştı. Stres vakalarının ilk olarak bilimsel deneylerde kullanılmak üzere yakalanan hayvanlarda görüldü anlatılmıştı. Kafese tıkılan ve laboratuara götürülen hayvanların karşılaştıkları yoğun stres nedeniyle öldükleri görülmüştü. Tabi gelinen son noktada hayvanların da tıpkı insanlar gibi sevdikleri bir türdeşlerini kaybettiklerinde ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaştıklarına inanılıyor. Hatta geçen hafta Çin’de annesini kaybeden bir kuğunun intihar ettiği anlar kameralara yansıdı.

(@selcukerennn)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s